İlginç ve bir o kadar da karmaşık bir dönemden geçiyoruz.
Ortadoğu’da dengeler yeniden kuruluyor, eski hesaplar yeniden açılıyor.Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve gerilimleri aslında yeni bir mesele değil. Bu ülkeler arasında uzun yıllara dayanan bir husumet ve rekabet var. Bölgedeki siyasi, askeri ve stratejik hesapların büyük bölümü bu üçgen etrafında şekilleniyor.
Ancak ilginç olan şu ki; Amerika-İsrail-İran üçgeninde yaşanan gelişmeler tam olarak anlaşılmadan, tartışmalar bambaşka bir noktaya yönlendirildi. Sanki bölgede yeni bir “günah keçisi” aranıyormuş gibi bir hava oluşturuldu.
Ve bu günah keçisi olarak hedefe konulan ülke Azerbaycan oldu.
Oysa Azerbaycan, nüfusu yaklaşık 10 milyon olan küçük bir Türk Cumhuriyeti gibi görünse de, aslında sınırlarının çok ötesinde yaşayan büyük bir halka sahiptir. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Azerbaycan Türkleriyle birlikte bu nüfus 50 milyona yaklaşmaktadır. Bu yönüyle Azerbaycan, belki de kendi ülke sınırları dışında en büyük nüfusa sahip olan nadir devletlerden biridir.
Bu nüfusun en büyük bölümü ise İran’da yaşamaktadır. İran sınırları içinde 35 milyondan fazla Azerbaycan Türkünün yaşadığı bilinmektedir. Güney Azerbaycan olarak adlandırılan bu coğrafyada yaşayan Türkler yıllardır kimlik, dil ve kültür konusunda ciddi baskılarla karşı karşıya kalmaktadır.
Ana dilde eğitim hakkının olmaması, kültürel faaliyetlerin kısıtlanması ve kimlik taleplerinin çoğu zaman sert şekilde bastırılması bu baskının en bilinen örnekleridir. Bu talepleri dile getiren birçok insanın tutuklandığı, ağır cezalara çarptırıldığı ya da çeşitli baskılarla karşılaştığı da sık sık dile getirilen bir gerçektir.
Dahası, İran yönetimi kendisini İslam dünyasının önemli bir aktörü olarak tanımlasa da, Karabağ savaşında Azerbaycan’ın yanında yer almak yerine farklı bir tutum sergilemiştir. Bu durum da Azerbaycan kamuoyunda uzun süre tartışılmış ve eleştirilmişti.
Bardağı taşıran son gelişme ise geçtiğimiz günlerde Azerbaycan’ın özerk bölgesi Nahçıvan’a yönelik füze ve drone saldırısı iddiaları oldu. Nahçıvan, Azerbaycan için hem stratejik hem de tarihi açıdan büyük önem taşıyan bir bölgedir.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bu gelişmelere sert bir şekilde tepki verdi ve ülke topraklarına yönelik herhangi bir saldırıya gerekli cevabın verileceğini açıkça ifade etti. Bununla birlikte Aliyev, tarihi öneme sahip bir cümleyi de dile getirdi.
“İran arazisinde yaşayan Azerbaycan Türklerinin umut kapısı Azerbaycan’dır.”
Bu sözler bazı çevreleri rahatsız etti. Bir anda Azerbaycan hedef haline getirildi ve özellikle din söylemini kullanan bazı çevreler Azerbaycan’a yönelik sert eleştiriler yöneltmeye başladı.
Oysa Azerbaycan, Müslüman dünyası içinde dinî hoşgörünün en güçlü olduğu ülkelerden biridir. Laiklik ilkesini benimsemiş bir devlet yapısına sahiptir. Farklı dinlere ve inançlara mensup toplulukların bir arada yaşayabildiği bir düzen kurulmuştur. Okuma yazma oranı yüzde 90’ın üzerindedir ve toplumun güvenliği konusunda güçlü bir devlet yapısı bulunmaktadır.
Belki de tam da bu yüzden, din maskesi altında hareket eden bazı radikal çevreler için Azerbaycan rahatsız edici bir örnek haline gelmiştir.
Gerçek şu ki; Azerbaycan Türkiye için kardeş bir ülkedir.
Ve dünya üzerinde yaşayan 50 milyon Azerbaycan Türkü yalnız değildir.
Bülent Gürçam
BoyukMillet.com Türkçe Biz yanmasaq vətən yanar
