Cuma , 19 Haziran 2026
Drone Cameras

Kafkaslar’da Gizli ABD – Avrupa Birliği Mücadelesi

Evet sevgili okurlar, Kafkas coğrafyası hem Orta Doğu projelerinin hem de Çin–Avrupa İpek Yolu güzergâhının en önemli ayaklarından biridir. Bu alanı kontrol altında tutmak, tarih boyunca büyük güçlerin öncelikli hedeflerinden biri olmuştur. Nitekim bizler, bu mücadelenin en somut örneklerinden biri olan Türkmençay Anlaşması ile bölgenin nasıl paylaşıldığını ve kontrol altına alındığını biliyoruz.

Günümüze geldiğimizde ise, değişen şartlara rağmen bu mücadelenin sona ermediğini, sadece şekil değiştirdiğini görüyoruz. Zengezur Koridoru tartışmaları ve Bakü–Tiflis–Kars demiryolu hattı, bugün Avrupa ile ABD’nin bölgeye yönelik stratejik yaklaşımlarını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Malum, yüz yılı aşan bir gerilim ve düşmanlığın sona erdirilmesi, Türkiye–Ermenistan–Azerbaycan hattında sınırların açılması ve bölgede barış rüzgârlarının esmesi yönünde bir beklenti oluşmuştu. Özellikle Ermenistan seçimleri öncesinde ve Sayın Paşinyan’ın yeniden yönetimi üstlendiği bir dönemde, daha ılımlı bir atmosferin oluştuğu görülüyordu.

Ancak tam da bu süreçte, gelişen bazı olaylar tüm dengelerin yeniden sorgulanmasına neden oldu.

Birkaç gün önce İstanbul’da Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan Dışişleri Bakanlarının katılımıyla üçlü bir toplantı gerçekleştirildi. Bu toplantı dikkat çekici bir gerçeği yeniden gündeme taşıdı: Kafkasya’nın önemli aktörlerinden biri olan Ermenistan bu masada yer almıyordu.

Bu durum doğal olarak şu soruyu beraberinde getiriyor:
Ermenistan bu toplantıya neden davet edilmedi?
Ya da daha geniş bir çerçevede soracak olursak; Kafkas coğrafyasında Ermenistan neden bu tür mekanizmaların dışında kalmaktadır?

İstanbul’da 8 Haziran’da gerçekleştirilen bu üçlü zirve, yalnızca bir diplomatik buluşma değil, aynı zamanda bölgesel dengelere ilişkin önemli mesajlar içermektedir.

Bugün Kafkasya’da yaşanan gelişmelere bakıldığında, yalnızca bölgesel bir rekabetten değil, aynı zamanda küresel aktörlerin farklı stratejik yaklaşımlarından söz etmek mümkündür. ABD’nin bölgedeki ulaşım hatlarına olan ilgisi ile Avrupa’nın enerji güvenliği arayışı, zaman zaman farklı güzergâhların ön plana çıkmasına neden olmaktadır.

Zengezur Koridoru üzerine yürütülen tartışmalar, bu rekabetin en hassas başlıklarından biri haline gelmiştir. ABD’nin bu koridor üzerinde etkin rol üstlenebileceğine dair değerlendirmeler yapılırken, Avrupa cephesi de kendi enerji ve ticaret güvenliği açısından alternatif hatlar arayışını sürdürmektedir.

Bu noktada Bakü–Tiflis–Kars demiryolu hattı, Avrupa açısından önemli bir alternatif olarak öne çıkmaktadır.

Son dönemde ABD ile Avrupa arasında yaşanan stratejik görüş ayrılıkları, Avrupa’nın bölgeye yönelik yaklaşımını daha temkinli hale getirmiştir. Bu durum, Avrupa’nın kendi kontrol edebileceği veya daha güvenilir gördüğü hatlara yönelmesine neden olmaktadır.

Bu gelişmeler ışığında İstanbul’daki üçlü toplantıyı yeniden değerlendirdiğimizde, Türkiye’nin bu denklemde verdiği mesaj daha net anlaşılmaktadır.

Türkiye, bu toplantı ile Kafkasya’daki ulaşım ve enerji hatlarının kendi dışında şekillenemeyeceğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Başka bir ifadeyle, Türkiye, bölgedeki jeopolitik denklemin vazgeçilmez bir parçası olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Kafkasya’da artık mesele sadece sınırlar değil, hangi yolun kimin kontrolünde olacağı meselesidir.

Azerbaycan ise bu denklemin en kritik aktörlerinden biri olarak öne çıkmakta. Yer altı ve yer üstü kaynakları, enerji hatları üzerindeki rolü ve Türk dünyası ile kurduğu bağlantı sayesinde, bölgesel güç dengelerinde belirleyici bir konuma sahip olduğu kesindir.

Burada bir parantez açmak isterim. 2024 yılında, uzun yıllar diaspora ve diplomatik çevrelerde edindiğim tecrübeye dayanarak Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’e bir mektup yazmıştım. ( Ancak malum dur ki, İlham Aliyeve Mektupla ulaşmanız veya ona bir bilgi ulaştırmanız mümkün değildir)

Bu mektupta, Kafkasya’da yaşanabilecek gelişmeleri ve Azerbaycan’ın bu yeni jeopolitik dengede üstlenebileceği rolü değerlendirmiştim.

Özellikle Azerbaycan’ın, ileride oluşabilecek bölgesel bir birlik yapısında “bölgenin Brükseli” olabilecek potansiyele sahip olduğunu vurgulamıştım. Ancak bu tür görüşlerin karar vericilere ulaşmasının her zaman mümkün olmadığını da biliyoruz.

Bugün gelinen noktada Avrupa Birliği’nin Ermenistan ile ilişkilerini artırdığı ve Erivan üzerinden bölgeye daha fazla nüfuz etmeye çalıştığı açıkça görülmektedir. Bu durum, Kafkasya’da yeni bir denge arayışının başladığını anlamına gelir.

Peki bundan sonra ne olacak?
Kafkasya’nın merkezi Erivan mı olacak, yoksa Bakü mü?

Bugün karşımızda iki farklı senaryo bulunmaktadır. Bir yanda Avrupa Birliği’nin desteğiyle öne çıkarılmaya çalışılan Erivan, diğer yanda enerji, ulaşım ve ekonomik gücüyle sahada ağırlığını hissettiren Bakü.

Eğer süreç Avrupa eksenli ilerlerse, Erivan diplomatik ve siyasi bir merkez haline gelebilir. Ancak ekonomik ve jeopolitik gerçekler belirleyici olmaya devam ederse, bana göreBakü’nün bölgenin ana merkezi olma ihtimali çok daha güçlü duruyor.

Çünkü unutulmamalıdır ki, diplomasi masa kurar;
ama güç dengeleri o masanın nerede kurulacağını belirler.

Kafkasya’nın geleceğini artık haritalar değil, hangi başkentin merkez olacağı belirleyecek.

Ve o merkez, sadece coğrafi değil;
ekonomik, siyasi ve stratejik ağırlığı olan bir merkez olacaktır.

Bülent Gürçam

Check Also

Haydar Aliyev Kültür Evinden Muhteşem Sölen

Kocaeli Azerbaycan Haydar Aliyev Kültür Evi’nde cumartesi günü gerçekleştirilen Türkiye ve Azerbaycan Dostluk ve Kardeşlik …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir